Genel Başkanımız Gültekin Uysal, Demokrat Parti’nin 71. Kuruluş Yıldönümü dolayısıyla hazırlanan programda konuştu
False
Genel Başkanımız Gültekin Uysal, Demokrat Parti’nin 71. Kuruluş Yıldönümü dolayısıyla hazırlanan programda konuştu
9 Ocak 2017 Pazartesi

“Biliniz ki; 7 Ocak 1946’da milli şefliğe itiraz eden demokratlar, bugün yeniden şefliği dayatanlara da sözünü ve sesini yükseltecektir”

 

 

(DP Basın Merkezi – 07 Ocak 2017) Genel Başkanımız Gültekin Uysal, Demokrat Parti’nin 71. Kuruluş Yıldönümü dolayısıyla hazırlanan programda konuştu.

 

 

Bizim için kutsal saydığımız bu 7 Ocak gününde bütün hava muhalefetine rağmen hemhal olmaya gelmiş sizlerle beraber olmaktan duyduğum mutluluğu ifade ederek hepinize hoş geldiniz diyorum.

 

71 yıl önce 7 Ocak günü milletimizin iki asırlık tecrübesinin ete kemiğe bürünmüş bir fikri, ideali, kurumu, siyasetin kurumu olarak millet önündeki tarihi vazifesini, tarihin seyrini değiştirmeye azmetmiş bir millet olarak onun önündeki tarihi görevini görmek adına çıkılan bir yolun adıdır Demokrat Parti.

 

 

Böyle bir günün yıldönümünde Türkiye’nin değişen şartları, dünyanın değişen şartları bizleri bir kez daha bu hareketin niçin yola çıktığını hep beraber hafızamızda idraklerimizi tazelemeye icbar etmektedir.

 

“Milli şeflik tekeline karşı durdular”

 

Bundan 71 yıl evvel Türkiye’de parti devletine, onunla beraber milli şeflik tekeline, Türk siyasetinin temeline önemli bir adım olarak, bu hikayeyi değiştirmek adına niçin çıkıldığını hep beraber yeniden anlamak mecburiyetindeyiz.

 

 

Tek bir anlayışın ve kişinin egemen olduğu devlet yapısının yerine, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş anlayışına uygun olarak milletin egemenliğini tesis etmek kararlılığı ve inancıyla yola çıkan Celal Bayar ve arkadaşları, inançlarını Demokrat Parti adıyla kadim bir geleneğin başlangıcı olarak taçlandırdılar.

 

“Demokrat Parti, Türkiye’yi çok partili siyasi hayata geçirmiştir”

 

Bu akit; milletle ve millete sözü teslim etmek üzere yapılmıştı. Birinin ya da birilerinin millete şeflik etmesine karşı çıkan, millete ancak milletin egemen olması gerektiği inancıyla yola çıkan Demokrat Parti, kuruluşundan sadece 4 yıl sonra Türkiye siyasi tarihinin ilk serbest seçimlerinde ülkeyi çok partili siyasi hayata geçirmeyi de başarmıştır.

 

 

7 Ocak 1946’da kurulan Demokrat Parti, kuruluşuyla Türkiye’ye yeniden kendi idrakini tazeleyerek yeni bir rota çizmek noktasında ciddi bir iradeyi ortaya koymuştur. Türk insanını muasır medeniyet seviyesine ulaştıracak bir aklın temsilcisi olarak Demokrat kadrolar Türkiye’yi etnik, dini ve kültürel her türlü çeşitliliğiyle bir bütün kabul etmişlerdi.

 

“Dümene millet iradesiyle geçmişlerdi”

 

Demokrat Parti’nin kuruluşuna kadar ülkeyi 27 sene yöneten anlayışın, özellikle dünyanın içinde bulunduğu iklimde çağın gerekleri çerçevesinde bu büyük ülkenin gelişinde geminin dümeninde olmasını millet adına risk gören demokrat kadrolar pusulası demokrasi ve adalet olan rotalarıyla geminin dümenine o güne kadar görülmemiş bir millet iradesiyle geçmişlerdi.

 

“Demokrat Parti, cumhuriyetin teminatı haline gelmiştir”

 

Bugün 71. Yıldönümü olarak andığımız Demokrat Parti’nin kuruluş tarihi gerçekten kutsal bir gündür. Birçok ilkleri, yeniliği millet adına tesis ettiği bir gündür. Kuruluşundan itibaren demokrasi esaslarına en uygun devlet şeklinin cumhuriyet olduğuna inanan Demokrat Parti, cumhuriyetin teminatı haline gelmiştir. Milletin muasırlık hedefine uygun olarak milletin egemenliğine ve insanlık haysiyetine en uygun prensibi demokrasi olarak gören demokrat kadrolar 7 Ocak 1946’da Türkiye’nin en mühim sorununun cumhuriyetin kuruluş esası olan ancak işlemeyen demokrasi olduğu bilinciyle yola çıkmışlardır.

 

14 Temmuz 1950 seçimlerinden 27 Mayıs darbesine kadar Türkiye için belirledikleri bu emin güzergahta ilerleyerek millete inançlarını, kararlılıklarını ortaya koyarak millet adına adalet ve refah vaat ederek doğru bildiği güzergahta millet adına büyük riskleri de göğüslemişlerdir.

 

 

Şahsi kaygılarını milletin önünde gören zihniyetin saldırısına 1946’dan beri her ara rejimde, her darbede en ciddi şekilde maruz kalan, tanık olan hatta demokrasi karşıtlarının tezgahladığı kurmaca mahkemelerde sanık olan, milleti için kurban olan demokratlar; makamlarını, sıfatlarını, canlarını inançları yolunda kaybetmeye rıza göstermişler. Ancak demokrasiye duydukları inanç ve gururlarını her daim bugün sizlerin muhafaza ettikleri gibi büyük bir güçle haykırmışlar ve muhafaza etmişlerdir. Millet için hayallerini kurdukları, tesisi için hayatlarından oldukları demokrasi darbelere, tehditlere, idamlara dayanmış ve bugünleri bizlere miras bırakmışlardır.

 

“Bu demokrat miras, yalnızca isminde adalet olan adaletsizlerin saldırısı altındadır”

 

İşte bu miras bugün; işlerine geldiğinde murislerinin adını anan, işine geldiğinde ise o murisleri tanımayarak kendi kuruluşunu demokrasi için milat sayan sözde demokratların 1946’da “tek” ve “tek”in iktidarına karşı milletin iktidarını savunan demokratlardan uzak olarak “ben” diyenlerin, adaleti inanç haline getirenlere karşı yalnızca ismi “adalet” olan “adaletsizlerin” boynuna geçen ilmiğin parasını ödeyenlere karşı haramzade hayatları ve israflarıyla milletin boynuna yağlı ilmek geçirenlerin, “Yeter, söz milletindir” diyenlere karşı milletin sesini kesenlerin saldırısı karşısındadır.

 

“Adaleti kendine göre düzenleyen bir iktidar anlayışının

Türkiye’yi nereye getirdiği ortadadır”

 

İşte bugün 1946’da milletin hayalleri adına yola çıkan demokratların mirasını demokrasiyi inanarak sahiplenen, adalet diyerek savunan bizler maalesef bugün, geçmişte olduğundan çok daha ciddi sorunlara tanık olmaktayız. Bu davanın demokrasi hedefini diline dolayan, demokrasiyi amaç değil de araç olarak gören ve adaleti kendine göre düzenleyen bir iktidar anlayışının Türkiye’yi nereye getirdiği ortadadır.

 

Bugün Türkiye’nin can alıcı pek çok meselesi varken, Türkiye kendi içinde neredeyse kardeş kavgasına düşürülme noktasına gelmişken, bundan 71 yıl evvel milletin inancı ve bugün de milletin ihtiyacı olarak kodladığımız Demokrat Parti’nin çerçevesini çizmeye çalıştığım bu kaideler, hedefler, idealler doğrultusunda yeniden millet önünde büyük bir haykırışın sesi olma mecburiyeti vardır.

 

Bugün her birini rahmetle, şükranla yad ettiğimiz başta kurucumuz, cumhurbaşkanımız Celal Bayar’dan, milletin kalbine sevdasını kazımış, yiğidimizi aldıkları ama sevdasını kalplerimizden alamadıkları Menderes’iyle, Polatkan’ıyla, Zorlu’suyla, Namık Gedik’iyle ve adını bugün anamadığımız pek çok hizmette imzası olan bu büyük demokrat kadroların ortaya koyduğu inançla bugünkülere bu büyük mirası suistimal etmek üzere ortaya çıkmış olanlara inat, davamızın, irademizin, mücadelemizin sahibiyiz.

 

Bir büyük tarihi eşikte Türkiye’nin yeniden kurgulandığı şekliyle tarihi yürüyüşüne devam edebilmesi için demokrasi ve adaleti merkez alan bir anlayışla yeniden silkinme mecburiyeti olduğu bir gündeyiz. Bugün Türkiye’de 15 Temmuz darbe teşebbüsü olarak nitelendirdiğimiz büyük felaketten sonra milletimizin meydanlara inerek Çanakkale’de, Kurtuluş Harbi’nde ve nice cephede düşmanın namlularına alnını dayamış bir millet, göğsünü dayayarak siper ettiği ve adını koyduğu ortaya koyduğu idealini, geleceğini şekillendirmedeki tasavvurunu ortaya koymuşken bugün, maalesef başta Cumhurbaşkanı olmak üzere iktidar sahiplerinin kendi öncelikleriyle zihinlerinin arkasında tuttukları birtakım planlamaları bugün millete dayattıklarına hep beraber şahit oluyoruz.

 

7 Ocak 1946’da milli şefliğe itiraz edenler bugün bilmelidir ki; o itirazı yükselten demokratlar bugün yeniden şefliği dayatanlara da sözünü ve sesini yükseltecektir.” 


Kaynak ( DP )