Genel Başkanımız Gültekin Uysal, TBMM’de Sakarya İl teşkilatını kabulünde açıklamalarda bulundu
False
Genel Başkanımız Gültekin Uysal, TBMM’de Sakarya İl teşkilatını kabulünde açıklamalarda bulundu
12 Ekim 2018 Cuma

“Bugün vatandaşımız camilerini ayırır hale gelirse, arkasında namaz kıldığı imamlarına güvenemez hale gelirse Türkiye bu işin içinden çıkamaz, birliğini de muhafaza edemez”

“Atama demokrasisiyle, seçimler, usulen yapılır hale getirildi”

“İktidar sahipleri, vatandaştan kopmuştur”

 

(DP Basın Merkezi – 12 Ekim 2018) Genel Başkanımız Gültekin Uysal, TBMM’de Sakarya İl teşkilatını kabulünde açıklamalarda bulundu. Kabul sırasında yaptığı konuşmada kapsamlı bir Türkiye portresi analizi yapan Uysal, önemli açıklamalarda bulundu.

 

Sakarya İl Başkanımız İsmail Ergül ve beraberindeki il teşkilatını Mecliste ağırlayan ve vatandaşlarımızın ildeki öncelikli sorunlarının değerlendirildiği kabulde konuşan Genel Başkanımız Gültekin Uysal, şunları kaydetti:

 

“Atama demokrasisiyle, seçimler, usulen yapılır hale getirildi”

 

Meclis gündeminde bu hafta iç tüzükle ilgili değişiklikler vardı. İktidar partisinin sözcülerinin açıklamalarından anlaşılıyor ki; TBMM’yi milli iradenin tecelligahı olmaktan çıkartacak, adeta askıya alınmış, atama demokrasisiyle usulen seçimlerin yapıldığı, kuvvetler ayrılığı prensibini aklımızla dalga geçercesine tek bir kişinin, yargıyı yürütmenin şubesi haline getirdiği, TBMM’yi de ona payanda ettiği bir süreci işletmek istiyorlar.

 

“İktidar sahipleri vatandaştan kopmuştur”

 

Değerli Cumhurbaşkanımız Süleymen Demirel’in veciz bir sözü vardı; “doğruluğu ispat edilmiş bir çizgi” diyor bu bizim geleneğimize. Hiçbirimiz verdiğimiz mücadele dolaysıyla hiçbir zaman alnımızda kara bir leke taşımadık, taşımayacağız. Ancak inanıyorum ki bugün iktidarda olanlar, yarın bu ülkenin sokaklarında alnı ak, dik bir şekilde yürüyemeyeceklerdir. Kapalı kapılar ardına sıkışmış, sitelere, korunaklı malikanelere, korunaklı devlet kurumlarının yerleşkelerine kendilerini sıkıştırmış, vatandaştan kopmuş olduklarını görüyoruz. Netice itibariyle millete yaslanarak gelenlerin bu millete tahakküm etme çabası içinde olduğunu görüyoruz. Bütün bu açılardan baktığımızda mücadelemizin ne kadar kıymetli, ne kadar anlamlı ve zor olduğunuz görüyoruz.

 

 

 

“Bu memleket geçmişte kıraathanelerini ayırdı, bunun bedelini ağır ödedi”

 

Vatandaşımızın zaman zaman dini-milli iklim içerisinde efsunlandığı, uçuyor, kaçıyor, uzaya gidiyoruz, uzaya yol yapıyoruz söylemleri gibi bir propaganda ile karşı karşıya bırakıldığını görüyoruz. Şimdiye kadar görmediğimiz şekilde camilerin, Cuma hutbelerinin bile siyasal jargonla, iktidarın tekelindeki medyanın jargonuyla propaganda yapar hale geldiklerini üzülerek görüyoruz. Bu memleket geçmişte kıraathanelerini ayırdı, bunun bedelini nasıl ödediğimiz ortada. Bugün vatandaşımız camilerini ayırır hale gelirse, arkasında namaz kıldığı imamlarına güvenemez hale gelirse Türkiye bu işin içinden çıkamaz, birliğini de muhafaza edemez.

 

“Büyük bir krizi propaganda yöntemiyle çözebileceğini zannediyorlar”

 

Türkiye’nin bugün çok ciddi meseleleri var. Sadece döviz, faiz, enflasyon verilerine baksak dahi Türkiye’de yaşadığımızın krizin derinliğini anlayabiliriz. Israrla böylesine büyük bir krizi propaganda yöntemiyle çözebileceğini zannediyorlar. Camilerde beş vakit vaazlar verdirerek, hutbelerden seslendirerek de bu çalışmaları yapıyorlar.

 

Türkiye adeta tarihi sistemsel bir çöküşe doğru gidiyor. Bırakın Türkiye yüksek katma değerli ürünü, bırakın orta katma değerli teknolojik ürünü, buğday üretemeyip ithal eden, tarıma dayalı en temel girdilerimizi bile ithal etmek mecburiyetinde bırakılmıştır. Bu temel girdilerdeki üretimi yerli yapamadığı gibi bir de devletin elindeki şeker fabrikalarını seçim öncesinde milletin gözüne baka baka nasıl da sattıklarını gördük. Pankobirlik’in önceki dönemlerden başkanı AKP’den milletvekili idi, çıkmış diyor ki; iktidarı uyardık, şeker fabrikalarını alanlar şeker ithal edip Türkiye’de rafine edecekler.  Demezler mi adama, sen milletvekiliyken özelleştirdiler buraları!

 

“Ekonomiyi zabıta ve polisiye tedbirlerle yönetme gayreti var”

 

Türkiye’de çöküş sadece siyasette değildir. İktisadi, sivil bütün unsurlarıyla beraber çökmüş bir Türkiye portresiyle karşı karşıyayız. Oturdukları makamların kendilerinin mülkiyeti haline geldiğini zannedenler, 15 Temmuz, akabinde OHAL sonrası bugün, doğruları, hakikatleri söyleyemeyen, yaşadığımız şeye kriz bile diyemeyen bir hale gelmişlerdir. Bir korku iklimi içerisinde bugün ekonomiyi zabıta ve polisiye tedbirlerle yönetme gayreti var.

 

“Üreticilerimiz, üretim yapabilmek için ithalat yapmak zorunda kalıyor”

 

Bütün üretim alanlarında ciddi sıkıntılar olduğu görülüyor. Artık üretim yapabilmek için çok ciddi miktarda ithalat yapmak mecburiyetinde kalıyor üreticilerimiz. 2017’de Türkiye 1 milyar 186 milyon dolarlık canlı hayvan ithal etti. Bu ülkede 27 milyon kilometre alan son 15 sene içerisinde ekim alanı dışında kaldı. Kitleler halinde insanları köylerden, kasabalardan metropollere göç ettirerek devletin yardımlarıyla onların siyasal sadakatini atın almak için çalışmamaya teşvik eden bir ülkenin kalkınabilmesi mümkün değildir.

 

 

Türkiye ile aynı ölçekte bulunan Almanya’da çalışan aktif nüfus sayısı 45 milyonun üzerindeyken; maalesef Türkiye’de istihdama katılım oranları ortada; kadınlarda yüzde 30, erkeklerde yüzde 50 civarında, ortalamaya baktığınızda yüzde 40. Yani Türkiye’de 3 kişi çalışacak, kendisi dahil 5 kişiye bakacak.

 

“Neden devlete bütçe yetmiyor?”

 

Geçenlerde Sayıştay raporu açıklandı; sadece sarayın 1,8 milyon günlük harcaması var. Milletin önüne çıktığında tasarruftan bahsedenler bir de hediye uçak alıyorlar. Böylesine kayıt dışı siyasetle karşı karşıyayız. TBMM’de, bu süreçte siyasal sistem içinde bulunan tüm siyasi aktörlerin de dikkat etmesi gereken şey; kendimizi birilerinin kurduğu sistemi meşrulaştırıcı unsur haline getirmemektir.  

 

Elbette birinci derecede sorumluluk iktidardadır ama bizler de bu sorumluluk içerisinde kendi vazifemizi yapacağız. TBMM’nin bütün faaliyet alanı daraltılmaya çalışılsa da siyasetin sahnesi burası, TBMM. Burada tüm siyasi aktörler Türkiye’nin öncelikleriyle hareket etmek zorundadır. Türkiye, iktidar tarafından “MHP’nin desteğiyle fiili bir çoğunluğumuz var, burada istediğimizi yaparız” gibi bir mantık içerisinde yönetiliyor adeta. Meselelerin büyük bir uzlaşı içinde çözülmesi gerekmektedir. Bizim en temel mücadelemiz; Türkiye’nin bütün meselelerini meşru alan içerisine demokratik kanallara aktarabilmesinin yollarını aramaktır.”

 


Kaynak ( DP )