Genel Başkanımız Gültekin Uysal, Kütahya’da düzenlediği basın toplantısında konuştu
False
Genel Başkanımız Gültekin Uysal, Kütahya’da düzenlediği basın toplantısında konuştu
15 Ekim 2018 Pazartesi

“Al papazı ver papazı diyerek” kendi hukuk sisteminizi kendi elinizle, kendi sözünüzle sorgulatır hale getirdiniz

 

(DP Basın Merkezi – 14 Ekim 2018) Genel Başkanımız Gültekin Uysal, Kütahya’da düzenlediği basın toplantısında konuştu.

 

İl Teşkilatımızla buluşmak üzere gittiği Kütahya’da düzenlediği kahvaltılı basın toplantısında basın mensuplarıyla bir araya gelen Genel Başkanımız Uysal, gündeme dair açıklamalarda bulundu.

 

Andrew Craig Brunson hakkındaki mahkeme kararı ile de ilgili görüşlerini ifade eden Uysal, “ ‘Ben olduğum müddetçe ajan dediğimiz bu papazı vermeyeceğim’ dediniz, bir söz söylediğinizde onun gereğini yapacak gücü de kudreti de ortaya koyacaksınız” diye konuştu.

 

Genel Başkanımız Gültekin Uysal, bir otelde düzenlenen basın toplantısında şu görüşleri dile getirdi:

 

“Milletimiz zorların içinden zor bir seçim yapmak zorunda bırakılmış olmasına rağmen kurucu irademiz, ideallerimiz doğrultusunda, bir adanmışlık ruhu içerisinde mücadele veriyoruz.

 

Memleketimizin derinden bir nefes almaya ihtiyacı vardır. Sadece bugünümüzü değil, yarınlarımızı da etkileyecek bir girdabın içerisinde yol almaya çalışan, istikametini kaybetmiş bir Türkiye portesini görüyoruz. Çözümün siyasette olduğunu da biliyoruz. Milletimizin daha fazla demokrasi, daha fazla hukuk ihtiyacı vardır. İşler bir demokrasi, işler bir hukuk sistemini cari hale getirmemiz gerekiyor. Bu manzarada birileri çıktı, “Tek kişinin şahsında bütün erkleri toplayalım, tek kişilik bir devlet teşekkülü kuralım” diyerek bir dayatma ile milletimizin karşısına çıktılar.

 

 

Ülkemiz maalesef büyük bir bedelle karşı karşıya kaldı. İktidar, kendi riskleriyle memleketin risklerini eşitleyerek, kendi varlıklarını kaçınılmaz bir kadere dönüştürmek gayreti içinde. Hepimizin ödedi bedel; kurumların alt üst olduğu, sistematik bir şekilde devlet mekanizmasının çöktüğü, paralel bir değil birkaç tane örgütlenmenin oluşturulmaya çalışıldığı, vatandaşın muhatabını bulamadığı, bir tarafta atama demokrasisi diyebileceğimiz bir anlayış içerisinde dillerinden dökülenlerle amel etmeyen ama sureti haktan görünerek demokrasi, haklar, özgürlükler gibi kavramların içeriğini daraltarak insanlarımızın zihni bulandırıldı.

 

“Kuvvetler ayrılığı yerine sert kuvvetler ayrılığı”

 

1 Ekim’de Meclis açılırken yaptıkları konuşmada Meclisin en temel vazifesinin yasama ve denetleme faaliyeti olduğunu ifade ettiler. Sayın Cumhurbaşkanı da yarınları birlikte inşa edeceğimizi, bu ülke için birlikte çalışmamız gerektiğini ifade etti. Peki, hal böyle mi? Maalesef hal böyle değil. TBMM iç tüzüğünün düzenlemesiyle ilgili müzakerelerde de gördüğümüz gibi seçim döneminde kuvvetlerin ayrılığı diye propaganda yapanlar, bugün sert kuvvetler ayrılığını devreye sokmuşlar güya. Bir kişi Hakimler Savcılar Kurulunu atayacak, Yargıtay ve Danıştay üyelerini atayacak, kurduğu mekanizma ile yargıyı, yürütmenin bir şubesi haline getirecek, devleti topyekun bir parti devleti haline getirecek, kontrol ettiği parti mekanizmasıyla bütün milletvekillerini o bir kişi tayin edecek sonra da sadece bakanların milletvekilleri arasından seçilmiyor olması dolayısıyla Türkiye’de sert kuvvetler ayrılığı ilkesinin işlediğini görebiliyoruz. Bütün bunlara rağmen de TBMM’nin müstakil olduğunu ifade edebiliyorlar.  

 

“Bir söz söylediğinizde

onun gereğini yapacak gücü de kudreti de ortaya koyacaksınız”

 

Birtakım beylik sözlerle “Ben olduğum müddetçe ajan dediğimiz bu papazı vermeyeceğim” dediniz, “al papazı ver papazı diyerek” kendi hukuk sisteminizi kendi elinizle, kendi sözünüzle sorgulatır hale getirdiniz. Sonra da Türkiye’de hukuk işliyor, biz ne yapalım kardeşim dediniz. Günün sonunda gördük ki ABD Başkanı teşekkür ediyor. Milletimizin sorduğu soruları burada tekrar etmek isterim; madem FETÖ’den ABD’ye ajanlık yapan bu papaz bu suçları işledi, bu suçların karlığı 3 yıllık bir cezayı mı gerektiriyordu? Madem suçu yoktu, niye böyle bir usulle yargıladınız? Madem suçluydu niye serbest bıraktınız? Tehdidi ikaya muktedir olmak diye bir deyim vardır. Bir söz söylediğinizde onun gereğini yapacak gücü de kudreti de ortaya koyacaksınız.

 

Her vesileyle Türkiye’nin gücünü uluslararası alanda sorgulatarak, dış politik meseleleri iç politika malzemesi yaparak tarihi cephane haline getirerek değerler üzerinden bu milleti bu zamana kadar manipüle ettiniz. Artık bu kazandan su alabilme imkanınız yoktur.

 

“Vatandaşımız yüzde 50’ler civarında fakirleşmiştir”

 

Türkiye’nin bugün çiftçisi, esnafı, emeklisi, işçisi, memuru, sade vatandaşı neredeyse yüzde 50’ler civarında fakirleşmiştir. Sizin bu sorumsuz sözleriniz yüzünden Türk sanayisi bir kur riski içerisine düştü, üretim yapmaktan imtina eder hale geldi. Kendi ülke vatandaşını çalışmamaya teşvik ediyorlar.  

 

Türkiye’nin gerçek gündemleri konuşulmasın diye, CHP’yi kriminalize ederek siyasi alanı da düzenleyeceklerini, husumeti derinleştirerek milletin can alıcı meselelerini perdelemeye çalışıyorlar. Bu zaman kadar belirli ölçüde başarılı da oldular. Ama ben inanıyorum ki bu süreçte artık vatandaşımızın, dar gelirli vatandaşımızdan büyük sermayeye varıncaya kadar herkesin bütçesini ilgilendiren, herkesin bedelini ödediği, yarınlarını göremediği bu zaman dilimi içerisinde ülkenin sarsılıp kendine gelmesi adına bizler de her zaman olduğu gibi sözümüzü yükselteceğiz.

 

“McKinsey formülü eninde sonunda

 milletimizin önüne acı bir fatura olarak gelecektir”

 

Türkiye’nin gündemine bir McKinsey meselesi geldi. Milletin tecelligahı TBMM adına yürütmeyi mali açıdan denetleyecek Sayıştay’ın denetlemesine müsaade etmezseniz yurt dışından bir firmaya kredibilitenizi artırmak adına bir işbirliği içine girersiniz. Zaten McKinsey formülü eninde sonunda milletimizin önüne acı bir fatura olarak gelecektir.

 

Polisiye ve zabıta tedbirleriyle enflasyon düşüreceklerini zannediyorlar. Devletin kontrolünde olan doğalgaz ve elektrikte zamlar yapacaksınız sonra da yüzde 10 indirim yaprak enflasyonla mücadele edeceğiz diyeceksiniz. Stokçuluk yapanların üzerine zabıta ve polis gidecekmiş.

 

“Yılsonunda vatandaşımızın hak ettiği ücret zammını alamaması için bugünden enflasyon oranlarıyla oynuyorsunuz”

 

Bütün bunlarla enflasyonu düşürebilme şansınız yoktur. Türkiye’de üretici fiyatlarında yüzde 46 düzeyinde gerçekleşmiş olan enflasyon oranlarının Türkiye İstatistik Kurumunu neredeyse Türkiye İllüzyon Kurumu haline getirerek, birtakım verileri manipüle ederek, birtakım ölçüm metotlarını değiştirerek ancak kendinizi kandırırsınız. Yılsonunda vatandaşımızın hak ettiği ücret zammını alamaması için bugünden enflasyon oranlarıyla oynuyorsunuz.

 

“Karamsar olmayın, çare Demokrat Parti’de”

 

Bütün bu karamsar tablo içerisinde yarınlarımıza dair umutlu olduğumuzu da ifade etmek isterim. Demokrat Parti, Adalet Partisi, Doğru Yol Partisi, Anavatan Partisi ve en nihayetinde kök hücresi olan Demokrat Parti adı altında merkez sağın tek ve gerçek temsilcisi olan bizler, var gücümüzle doğruları dillendirmeye, milletimizin gerçek gündemini haykırmaya devam edeceğimizi söylemek isterim. Akılla, demokrasiyle, adaletle, devlet ve millet sevgisiyle bütün bu sorunların üstesinden gelebilecek kadrolarla, milletimize hizmet sevdasıyla çalışmayı sürdüreceğiz.”

 


Kaynak ( DP )