Demokrat Parti Basın Açıklamaları


Genel Başkanımız Gültekin Uysal, Bakan Süleyman Soylu’nun istifası hakkında değerlendirmede bulundu

Genel Başkanımız Gültekin Uysal, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun istifası ve istifasının kabul edilmemesi hakkında değerlendirmede bulundu

“Sayın Erdoğan’a karşı bir el yükseltmesi olarak değerlendiriyorum”



(DP Basın Merkezi – 13 Nisan 2020) Genel Başkanımız Gültekin Uysal, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun istifası ve istifasının Cumhurbaşkanı tarafından kabul edilmemesi açıklamaları hakkında değerlendirmede bulundu.

Halk TV’de Görkemli Hatıralar programında canlı yayına bağlanarak Serhan Asker’in sorularını cevaplandıran Uysal, istifanın bir algı oluşturma operasyonu olup olmadığı ile ilgili soruya “Algı olduğu kanaatinde değilim” şeklinde cevap verdi.

“Bir güç sınaması gibi duruyor”

Genel Başkanımız Gültekin Uysal, şöyle konuştu:

“Algı olduğu kanaatinde değilim. Ak Parti’nin kendi iç denkleminde bir güç sınaması gibi duruyor biraz.

Hepimizin mülahazalarında çeşitli bakanların kendi arasındaki rekabeti gibi elbette biriken birtakım hususlar vardır.

Ak Parti’nin geçmişte açık ara önde bir pozisyonu var bu tür krizlerde. Sayın Erdoğan hiçbir zaman tersini yapmamıştır ama Türkiye’nin içine düştüğü bu virüs ortamında kriz yönetme anlamında zorlanıldığı, bütün dinamiklerin aleyhlerine işlediği, dolayısıyla Türkiye’nin de aleyhine işlediği böyle bir dönemde kendi adlarına iç krizleri taşıyabilme imkanları yok.

“Ben o şekilde okumuyorum”

Elbette Türkiye’nin içine savrulduğu, özellikle barış sürecinin akabinde, dini, milli, hamasi bir iklim var. Bu iklim içerisinde sürecin Sayın Soylu’nun da kendisine, şahsına yüklediği bir mana var, orada bir performansı var. MHP ile ilişkileri bağlamında da elbette bir değeri var.

O açılardan bakınca Sayın Erdoğan’a karşı bir el yükseltmesi olarak değerlendiriyorum bunu. Planlı bir şey olduğu şeklinde de okunabilir elbette ama ben o şekilde okumuyorum.


Genel Başkanımız Uysal, “Bundan sonra İçişleri Bakanı geçmişteki gücüyle devam edebilir mi görevine, bir yara almış mıdır acaba görev olarak?” sorusunu ise şu şekilde cevaplandırdı:

“Netice itibariyle Sayın Soylu’nun ikinci istifa denemesi bu. İçeride, özellikle Ekonomi Bakanı ile nispet yaparak değerlendirmeleri geçmişte kamuoyunda tartışmalar yaptı.

“Soylu’nun her şeye rağmen siyasi bir niteliği var”

Adeta bir koalisyon ortağı hüviyetinde, bir güç elde edeceği kanaatindeyim. Geçmişe kıyasla Sayın Erdoğan belki de siyasi kariyerinin en düşük profilli siyasi kadrosuyla, en düşük profilli Bakanlar Kurulu ile çalışıyor. Siyasi kimliği, eksileri, artıları, onayladığımız ve onaylamadığımız adımları ve üslubu gibi yönlerden bakınca, bu kurulun içerisinde Sayın Soylu’nun her şeye rağmen siyasi bir niteliğinin var olduğu görülür.

Bu açıdan da Bakanlar Kurulu içerisinde müstakil bir söz söyleme salahiyeti, etki sahası geçmişte de vardı, bence bu hamle ile daha da genişleyecektir.

Uysal, “Bundan sonraki süreci nasıl görüyorsunuz? Bir krizin içindeyiz zaten. Bu krizin yönetimine olumsuz etkisi olabilir mi acaba?” sorusunu da şu sözlerle cevaplandırdı:

Türkiye bu salgına her manada açıkta yakalandı bütün mali kaynaklarını, yedek akçelerini tüketmiş durumda. Elbette yönetsel olarak da kademe kademe 18 yıldır devleti ele geçirme saikiyle derinliği yok edilmiş. Bugün bireylerin bağışıklık sisteminin sınandığı gibi devletimizin de yönetsel kriz yönetme kabiliyeti, kurumsal derinliği bu manada bağışıklık sistemi sınanıyor.

“Türkiye’yi bekleyen çok zorlu bir süreç var”

Sayın Erdoğan çok dar bir kadro ile krizi yönetmeye çalışıyor. Ekonomik olarak çok ciddi maliyet var. Türkiye’nin açıkladığı paketin büyüklüğüne baktığınızda 2 trilyon ABD açıklamış, 980 milyar dolar Japonya açıklamış750 milyar Euro civarında İtalya, Almanya açıklamış. Türkiye’nin bu manada özellikle İstanbul ve 30 büyükşehir ile Zonguldak’ta ilan edilen sokağa çıkma yasağı gibi 14 günlük, 21 günlük bir periyotta fors majör dediğimiz hadiseyi yürütüp ekonomiyi finanse edebilecek bir gücü yok. Çarklar durmasın istiyor. Zor bir süreç. Normale dönüyor dediğimizde bireylerin, şirketlerin, topyekun ülkenin maliyetlerinin ne olacağını göreceğiz ama önümüzdeki dönemde Türkiye’yi bekleyen çok zorlu bir süreç var.

İktidarın meseleyi topyekun bir milli mutabakat meseleyi olarak değerlendirmesi gerekirken, AKP’nin bir itibar yönetimi olarak değerlendiriyor. Türkiye’nin bütün milli güç unsurlarını başta sahaya sürmesi gerekirdi. Başta iktidarın, muhalefetin, siyasi partilerin, aktörlerin ortak bir paydada, şeffaf, katılımcı karşılıklı bilgiler paylaşıyor olması gerekirdi. Merkezi hükümetiyle yerel idareleriyle İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyeleri, Sayın Mansur Yavaş’ın başlattığı kampanyalar. Onlarda hayırda rekabet edeceğine maalesef engelleyici bir üslup ortaya koydular. Toplumun zihnini arka planına, bu süreci başından itibaren yönetmekte bir büyük zafiyet algısı ortaya çıkıyor.

Çok kolay değil ama her birimiz siyaseti sorumluluk duygusuyla yapıyoruz. O nedenle bu kriz ortamında konuşacaklarımız var, mahfuz tutmak kaydıyla daha sonrasına sakladığımız önemli sözler var. Artacak işsizlik riski, batan firmalar gibi Türkiye’yi bir büyük fatura bekliyor.

Umuyoruz ki Türkiye; tüm bu süreçleri en az can kaybıyla, maddi olarak büyük kırılmaların ve buhranların içine düşmeden çözer.”